Frankfurt, yurtdışına çıktığımda kendimi Avrupa'da hissettiğim ilk yerdi. Sanki benim için Avrupa eşittir Frankfurt gibi. Kafamdaki Avrupa imgesiyle eşleşen bir şehirdi. Özellikle ana tren istasyonundan çok etkilenmiştim. Tabi bu seneler önceydi. Yakın zamanda Frankfurt'a gittiğimde tren istasyonu ve çevresi bu sefer en az vakit geçirmek istediğim yerlere dönüşmüştü.
Frankfurt'un ismi Frankfurt am Main olarak geçer ve buradaki Main Frankfurt'un içinden geçen nehrin ismidir. Rengi diğer Avrupa nehirleri gibi yeşilimsidir, ama büyük ihtimalle suyu renginin düşündürdüğü gibi kirli değil temizdir.
Son birkaç senede Frankfurt'a birkaç kez gitme şansım oldu ve bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü bu şehri hala çok seviyorum. Yıllar önce ilk gidişlerimizde ana tren istasyonu çevresindeki otellerde kalmış ve bilip tanıdığımız ve hatta sevdiğimiz zincir otellerde konaklamış olmamıza rağmen Frankfurt şubelerinden hiç hoşnut kalmamıştık. Son iki sefer ise Almanca Ost diye geçen doğu bölgesindeki otelleri denedik. Bu bölge oldukça enteresan çünkü burada Tesla var, ABD otelleri var ve yine aynı kültürü tanıtan galeriler ve sergiler var. Yani hem Almanya hem değil gibi. Güzel bir Edeka şubesi (Alman marketi) olması çok hoş bir detay. Aslında gayet sevimli bir mahalle ve tramvay hattını takip ederek yürüyerek şehre ulaşabilirsiniz, güzel bir rota bu aradaki kısım. Yol üstünde güzel kahveciler de vardı hatta bir tanesini denemiştik ve iyiydi. Tramvayla şehir merkezine ulaşım da mümkün tabi ki. Fakat burada kaldığımız otelden biz hiç memnun kalmadık, temiz değildi, içi aşırı kasvetliydi özellikle genel kullanım mekanları. Genel olarak içinde Almanya'da hissedememe durumu vardı ve bu rahatsız ediciydi. Gittiğim yerde orada hissedemiyorsam orada olmanın ne anlamı var değil mi? İkinci sefer seçtiğimiz otel yine aynı bölgede olmakla birlikte bir tık daha pahalıydı ve bu sefer memnun kaldık ama o kültür karmaşası ki bu sefer de başka bir kültürün etkisiyle burada da hakimdi. (Yüksek bir katta kaldığımız için manzara güzeldi. Kazulet gibi bir bina var Frankfurt'ta, tam ona bakıyordu. Gece ışıklı haliyle etkileyiciydi ama bina yakından bakınca gerek ölçeğiyle gerek genel formuyla tam bir faciaydı aslında. Hatta tarihi bir binanın da hemen dibindeydi.)
Bir de bu yeni yapılan otellerin ucuzculuğu benim midemi bulandırıyor. Yani bu kadar da aç gözlü olunmaz ki. Zaten dünya para istiyorsunuz gecesine, sonra odadaki mobilyalar İkea'dan hallice, gardrop toptan gitmiş, yalandan bir boru üstünde iki kıytırık askı. Hele o sabunlukta ve duştaki uzun şişeler yok mu? Onu bulanın kafasında onları paralayasım var. Sepsert plastikten yapılma, bir çocuk ya da yaşı ileri bir kimse onları nasıl sıkacak da içinden sabunu çıkaracak? Herkes Herkül mü? Ciddi güç gerektiren saçma sapan şişeler. Sebep de neymiş sürdürebilirlikmiş; buna da kargalar bile güler. Sizin paragözlüğünüzün sürdürülebilirliğidir o.
Neyse, bu son sefer, eskice bir otel buldum, halbuki hep uzak dururum ama ölüm ve sıtma seçimleri arasında bunu seçtim, ya da algoritma manipülasyonu ile seçtirildim. Otel siteleri de ayrı bir hikaye, karaborsacılık almış başını gitmiş durumda ama buna başka bir postta oynak etiketlerle birlikte değineceğim. Oteli çok temiz bulmamakla birlikte genel olarak otelden memnun kaldım. Nehir kıyısında ve eski şehirdeki Römer meydanına oldukça yakındı. Ost kısmındaki gibi otele dönüş telaşı yaşamadık. Bir de paraya kıyıp manzaralı oda ayırttım ve iyi ki o 20 Euroyu buna harcadım dedim. Çünkü gerçekten değdi; o manzara gözümün önünde hala capcanlı. Hava Almanya'dan pek beklenmeyecek şekilde güneşliydi. Nehir hem sabah, hem öğlen, hem de akşam ayrı güzeldi. Tabi bir İstanbul boğazı güzelliği de beklemeyin ama beni yeterince tatmin etti. Otelin güzelce de bir terası vardı. Önde katedralin kulesi arkada ise finans merkezinin kuleleri. Biraz daha kalıp orada bir şarap gecesi yapmayı isterdim.
Biraz otelden bahsedeceğim, sanırım eski mekanlar bana nostalji hissi veriyor. Otelin hemen az ilerisinde de eski bir restaurant/bistro vardı. Gitmedik ama etrafta bu tarz yerlerin bulunması bana mutluluk verdi. Sanırım artık her şeyin yeni ve havalı olması beni rahatsız ediyor. Aşırı kimliksiz buluyorum bu durumu. Geçmişe dair binalar olmadıktan sonra o şehri o şehir yapan ne olacak ki? Tabi ki Avrupa özellikle Almanya geçmişi muhafaza etmek konusunda çok çok iyi durumda, özellikle ülkemize nazaran.
Kaldığımız otelin banyosunun hem duşu hem de genişçe bir küveti vardı. Küvetin yanı ise kocaman bir cam; yatak odası hatta dışarısı manzaralı. Bu görsel akış inanılmaz mutlu etti beni, ama kullanım kolaylığı için araya stor perde takmışlardı. Klozet ise şimdiye dek gördüğüm en şişman klozetti ya da daha doğrusu Vitra'nın bir ara benzer bir modeli vardı (Adam and Eve otelinin tuvaletlerindeki klozet) onunla yarışırdı. Her otele girişte her yeri dezenfekte eden biri için ekstra mesai sebebiydi:)
Bu post bu kadar olsun, devamı gelecek:)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder